Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Gazeteler Puan Durumu
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Ana Dil Eğitimi: İhtiyaç mı, Zorunluluk mu?

Ana Dilde Eğitim Hakkı:

Ana Dilde Eğitim Hakkı: İnsan Haklarından Birinin İhlal Edilmesi

Kralın Gayrı Meşru Çocuğuyla Başlayan Hikaye

Kral, uzun yıllardır evli olmasına rağmen çocuk sahibi olamamış. Ama bu durum halk arasında geleceğe ilişkin bir kaygı oluşturmuyor. Nitekim kralın yaşı henüz çok genç bir erkek yeğeni var.

Yeğen kabiliyetli biri. İyi bir eğitim almış, zeki, cesur, iletişim becerisi yüksek. İyi bir savaşçı, iyi bir komutan. Devletin üst kademelerinde de oldukça yüksek bir popülaritesi var. Kral, vezir, ordu komutanları, danışmanlar vs. hepsi genç yeğeni seviyor, ona başka bir gözle bakıyorlar. Geleceğin kralı gözüyle.

Kralın onu henüz varis ilan etmemiş olması da bir şeyi değiştirmiyor. Genç yeğen halkın, devlet yöneticilerinin hatta kralın bile gözünde tahtın bir sonraki sahibi. Yani kralın ölümünden sonra devletin düzeninin bozulacağına dair kimsenin bir tereddüdü yok. Taht, ülke emin ellerde olacak.

Kralın Kararı ve Toplantıdaki Telaş

Günlerden bir gün kral hizmetindekilerden birinden çocuk sahibi oluyor. Gayrı meşru bir çocuk. Beklenmedik bir durum. Ama çözümü kolay…

Herkes kralın, hizmetliyi çocuğuyla beraber sürgüne göndermesini bekliyor. O zamanın şartlarında olağan olanı yapmasını yani. Ama kral ilginç bir karara imza atıyor. Yıllardır çocuk özlemi çektiğinden mi, yoksa hizmetlisine karşı güçlü duygular beslediğinden mi bilinmez, çocuğu tanıdığını, kendi çocuğu olarak kabul ettiğini söylüyor. Bunun ne anlama geldiğini ise herkes çok iyi biliyor. Artık tahtın yasal varisi bu gayrı meşru çocuk.

İlgili Haber  Eğitim Enflasyonu: Yeniden Keşfedilen Sorun

Öte tarafta herkes -genç yeğen, devlet yöneticileri, komutanlar- şaşkınlık ve telaş içerisinde. Bu problemin bir an önce çözüme kavuşması gerektiğini düşünüyorlar. Bunun için de devlet yönetiminde söz sahibi olan herkesin katıldığı gizli bir toplantı yapılıyor.

Uluslararası Hukuk ve Otoritelerin Görüşleri

Ülkemizde ana dilde eğitim hakkına yönelik tartışmalar aynen bu hikâyedeki gibi seviyesiz bir ortamda sürdürülüyor. Söz konusu hak, ana dilde eğitim olunca kafalar farklı bir şekilde çalışıyor. Devletin bekası açısından uygun olmayacağı dile getiriliyor, eğitim sistemimize zarar vereceğinden söz ediliyor, insanları ayrıştıracağı söyleniyor ama asıl üzerinde durulması gereken mevzuya bir türlü sıra gelmiyor.

Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme vardır diyor. 20 Kasım 1989 tarihinde Birleşmiş Milletler genel kurulu tarafından kabul edilen Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocukların doğuştan sahip olduğu hakların korunmasını amaçlayan ve taraf ülkeleri bağlayan bir antlaşma. Türkiye de dâhil olmak üzere 197 ülke tarafından kabul edilen sözleşme, insan haklarına dair en fazla kabul gören uluslararası sözleşme unvanına sahip. Sözleşmenin 3 maddesinde ana dilde eğitim hakkına atıfta bulunuluyor. Ana dilde eğitim hakkının; yaşama hakkı gibi, beslenme hakkı gibi çocuğun doğuştan, sadece insan olduğu için, başka hiçbir özellik aranmaksızın sahip olması gereken bir hak olduğu belirtiliyor.

Uluslararası Kuruluşların Görüşleri: İhlal Edilen Bir Hak

Birleşmiş Milletler, UNESCO ve daha birçok uluslararası kuruluş ana dilde eğitim hakkı konusunda hem fikirler, çocuğa hakkı olanı verin diyorlar. Hak yemek doğru değil, bir çocuğun hakkını yemek ise hiç doğru değil diyorlar. Ve bu kararlar yoldan çevrilmiş kişiler tarafından alınmıyor. Alanında en yetkin, en saygın uzmanların bir araya getirildiği toplantılarda alınan kararlar bunlar.

Çözüm ve Gelecek

Peki, ülkemizde neden bir tabu olarak görülüyor bu hak? Nedir bizi bu kadar korkutan? Niçin istemiyoruz?

İlgili Haber  İzmir'e Dev Derslik Müjdesi: 956 Yeni Sınıf!

Öne sürmüş olduğumuz bahaneler diğer ülkeler için de geçerli. Vatandaşlarına bu hakkı sunan ülkeler için de. Ama onların birçoğu eğitim sistemlerini ana dilde eğitim hakkı ile birlikte sorunsuz bir şekilde yürütebiliyorlar.

Demek ki oluyormuş.

Çözüm Önerileri ve Sonuç

Öncelikle ana dilde eğitimin bir ayrıcalık ya da lütuf değil de bir insan hakkı olduğunu kabul etmemiz ve bu hakkı teslim etmeye karar vermiş olmamız gerekiyor.

Sonrası kolay…

İşe, çift dilli eğitimi başarılı bir şekilde uygulayabilen ülkelerin eğitim modellerini inceleyerek, bunlardan toplumsal ve kültürel yapısı bize daha yakın olan ülkelerin üzerinde daha fazla durarak başlayabiliriz.

Yahut kendimiz bir model geliştirebiliriz. Ülkemizin sosyal ve kültürel yapısını, eğitim sistemimizin hâlihazırdaki durumunu analiz ederek, özgün bir model çıkarabiliriz. Üniversitelerde çift dilli eğitim, eğitimde program geliştirme gibi bu çalışmaya katkı sağlayabilecek alanlarda araştırmalar yürüten çok sayıda akademisyen var.

Başka çözüm önerileri de pekâlâ üretilebilir. Yeter ki samimi olalım, doğru soruyu sorarak işe başlayalım. Duygularımızla değil mantığımızla hareket edelim. Mantığımızı kullanırken de evrensel ahlak ilkelerinden yararlanmayı unutmayalım.

*Harran Üniversitesi İlahiyat Fakültesi, Felsefe ve Din Bilimleri Bölümü

YORUMLAR

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir


MHP Belediye Başkan Adayı Günaydın,
Sıradaki Haber Günaydın Öğretmenler ve Sağlık Çalışanları! Sağlık ve Eğitim Sektörüne Müjde!